Yeşil Çivril Portalı

AnaSayfa / Mümtaz BAŞKAYA / Anadolu Tohumculuğu
Anadolu Tohumculuğu PDF e-Posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfEn iyi 
Mümtaz BAŞKAYA tarafından yazıldı.   
0.0/5 (0 oy)
AddThis Social Bookmark Button

ANADOLU’NUN GELENEKSEL TOHUM TÜRLERİNİN KORUNMASI ÜZERİNE ÖNERİLER.

Daha yakın zamanlarda, tarlalarımızda yetiştirdiğimiz sebze ve meyvelerimiz vardı… Pazara çıktığımızda da, o yörenin köylü pazarlarında bu sebze ve meyvelerden görebilirdik.

Örneğin, şimdi her yanı sarmış olan ve halk tarafından “pijamalı karpuz” adıyla tanımlanan karpuzların yerine, bize özgü karpuzlar vardı… Çeşitleri de oldukça boldu. Kışlık olanlar, dışı farklı farklı renklerde olanlar… Kavunların da benzer çeşitleri vardı.

Elma ağaçlarının da bize özgü olanları vardı. Şimdilerde belli belirsiz görülen bu elmalara yaz elması deniyor. Ancak aramakla ancak bulunabiliyor.  Armutun, kayısının, zerdalinin ve diğer bazı meyvelerin de. Domateslerin Anadolu’ya özgü olanları, bazı üretici pazarlarında nadiren görülüyor.

Geçmiş yıllarda bu tür sebze ve meyvelerin yerli olanlarına ve bizim ülkemizin bitki florası içinde olanlarına daha çok rastlanırdı. Ama şimdi yok denecek kadar azaldı ne yazık ki.

Nereye kayboldu bu bize, Anadolu’ya özgü tohumlarımız? O, yenilirken bile Anadolu kokan sebzelerimiz, meyvelerimiz nerede?

Anadolu tohum kültürü, binlerce yıl nesilden nesile devam etmekte iken nereye kayboldu? Bu geleneksel değerlerimizi niçin koruyamadık?

Artık domates, domates gibi kokmuyor. Biber de öylesine… Pazara gittiğimizde sadece pijamasını giymiş karpuzlar tatsız tuzsun bizleri bekliyor. Diğerleri, ortalıktan kaybolmuş.

Daha önemlisi, pazardan aldığımız sebzelerden bir çoğunun; domatesin, biberin içinde tohum yok! Var olan tohumları toprağa ektiğimizde de, oralı bile olmuyor.

Ve bir duyuyoruz ki; tohum üreten çokuluslu şirketler, bitkinin genetiği ile oynayarak yeniden ürün vermesinin önüne geçmişler. Yani, hep bizden alsınlar ve bize tabi olsunlar diye.

Ve daha duyarız ki; bu çokuluslu şirketler, özellikle binlerce yıllık bitki ve hayvan türü geleneğine sahip ülkemizdeki geleneksel tohumları alıp, yine “bilimsel ilerleme” adına genetiğini değiştiriyorlarmış. Konu bilimsel olunca; ‘ne var bunda’ diyenimiz çok olacaktır ama, işin esası hiç de öyle görünmüyor. Çünkü; birçok bitki ve hayvan türlerinin gen merkezi olan Türkiye’de 1980 sonrasından itibaren çökertilen tohumculuk faaliyetlerine yön vermek, kontrol etmek ve tohum varlıklarına el koymak isteyen şirketler, bazı yandaş kişi ve kuruluşlarla tohum geleceğimizi ellerimizden almak istiyor ve kendi çıkarları için kullanmak istiyorlar.

Bu istekleri doğrultusunda, bu çokuluslu şirketler, Anadolu’da tohum ve bitki avına çıkmakta ve ülkemizin geleneksel yapıdaki gen haritasını çıkarmaktadırlar. Ele geçirdikleri tohumlar yoluyla, yeni tohumlar üretilmekte ve bu genetiği değiştirilmiş farklı türdeki tohumların kullanılması ile, geleneksel tohumların kullanım alanları daralmakta, türlerinde bozulma olmaktadır.

Bu sinsi oyunlara kimi üniversitelerimizde bilmeden de olsa alet olabilmektedirler. Çünkü bu tür projeler çok iyi süslenmekte ve bilimsel bir amaca uygunmuş gibi gösterilebilmektedir. “Yerel tohumları her dönem toplamak ve yeniden kullanmak, yerel çeşitliliğin sürekliliği için bir tür garanti oluşturmak” şeklinde özetlenecek amaçlarla, daha cazip olabilmeyi hedeflemektedirler.

Anadolu’daki bu geleneksel tohumların yok oluşu, sadece geçmişe özlem duyulacak bir konu değil elbette.

Bu yanlış gidişe dur demek gerekiyor.  O halde, neler yapılması gerektiğinde bir birlik sağlanmalı ve geleneksel tohum türlerimizi koruma çareleri aranmalı. Bu ve benzer konularda neler yapılması gerektiği konusunda köylüden kentliye herkese görev düşüyor. Kentli olmayı sadece kültürel ve sanatsal gelişmeye bağlayanlar; yarı aydın kimliğinden çıkıp, ülkenin her değerine sahip çıkmanın erdemine varmalılar. Konu, sadece yerellikten tat alma konusu değildir. Binlerce yıldan bu yana süregelen ve son yıllarda kesintiye uğrayan sürekliliğidir.

Ben görebildiğim ve anlayabildiğim ölçüde, bu konuda neler yapılması gerektiği ile ilgili görüş ve önerilerde bulunmak istiyorum. Ancak bu konuda yapılması gerekenler, daha geniş katılımlarla gerçek yerini bulacaktır.

 

1-     Anadolu’ya özgü tohumlar, bir birlik adı altında veya kuruluş adı altında bir araya getirmenin zararlarının yararından çok olduğu bilinmelidir. Geleneksel tohumların bir merkezde toplanması, çokuluslu şirketlerin hiç zahmet göstermeden ele geçirmesinin yolunu açacağı görülmelidir.

2-     Anadolu üreticisinin, özellikle kırsal yerleşmelerindeki tarımsal ( ve hayvansal) üretimlerin, geleneksel ürünlere yönlendirilmesi yönlendirilmeli, parasal destek sağlanmalıdır.

3-     Halkımız bu yerel tatlara itibar etmeli, eskiye dönülmenin yolunun halk tarafından tüketiliyor olmasının önemi kavranmalıdır.

4-     Var olan tohumlar, herhangi birlik ve kuruluşlar yerine, evlerde ve uygun koşullarda saklanması bilinci yaygınlaşmalıdır. Halk tarafından özellikle tüketilen meyve ve sebzeler, üretici tarafından da talep görecek ve değişim yoluyla geleneksel tohumlar yaşatılmış olacaktır.

5-     Kimi yerel idareler, geleneksel ürünlere tüketici Pazar yerleri açarak, bu geleneksel üretimlerin halkla daha çabuk buluşması sağlanmalıdır.

6-     Tohumların farklı genetik yapılarını sağlamlaştırmak için izole yerlerde tarımı yapılmalı, diğer genetiği oynanmış tohumlardan uzak tutulmalıdır. Bu sayede, geleneksel tohumun taşıdığı genetik özellikler kısmen de olsa korunmuş olacaktır.

7-     Geleneksel tohum kullanımı arttıkça, genetiği oynanmış tohumların pazarı iyice azalacağı için belli bir sahaya hapsolunmuş olacaktır.

8-     Amaç Anadolu’nun geleneksel tohumlarını nesilden nesile taşımak olduğuna göre;

Bu tür üretim yapmaya ve tohum üretmeye, üreticiler teşvik edilmeli ve ayrı bir sektör oluşması sağlanmalıdır. Ancak bu destek, yerellikten ayrılmadan ve merkezi kurumlaşmadan ayrı yapılmalıdır. Bu çalışmalar için en yakın örgütlerle yapılmalı, tek elde toplanmanın önüne geçilmelidir.

 

Bu öneri görüşler daha da arttırılabilir elbet. Önemli olan kendi ülkemizdeki binlerce yıllık tohumculuğumuzun sekteye uğratılmasının önüne geçilmesidir.

Bu yazımı okuyan birçok kişi, ne yani, patates Amerika’da yetiştirilmeye başlandı ve oradan tüm dünyaya yayıldı. Bu popülasyon elbet olacak. Tohumları saklamanın kime ne yararı olacak sorusunu yöneltebilir. Elbette bu popülasyon olacak. Buğday, bütün dünyaya Anadolu’dan yayıldığı söyleniyor. Bunda hiçbir mahsur yok. Çay tarımı da Çin’den yayıldı ve ülkemizde özellikle doğu Karadeniz’de yaşam alanı buldu.

Sözünü ettiğim korumacılık, geleneksel tohumların korunması ve genetiği değiştirilmiş tohumların ülkemizi istilâetme şansının en aza indirilmesidir. Yani tekelleşmenin önü kesilmesidir. Eğer Kırkağaç kavunumuz, Meksika’da veya başka bir coğrafyada yaşama alanı bulabiliyorsa varsın yaşasın. Buna itiraz yok.

Ancak endemik bitki türlerimizin dağlardan sökülerek kaçırılması, soğanlarının çalınmasının da önüne geçilmeli, endemik hayvan türlerimizin de başına benzer şeylerin gelmesi kabul edilecek durumlar olmamalıdır.

Mümtaz BAŞKAYA


 
Konuyla İlgili Diğer Yazılar

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

!!! SOHBET ICIN GIRIS YAPINIZ !!!

Üye Giriş

Online Uyeler

1 Uye Online

Aktif Üyeler

rencber (Mehmet Ergut)
(2010-09-07 01:55:41)
admin (Yönetici)
(2010-09-06 12:36:04)
askinisikli (AŞKIN)
(2010-09-04 13:37:13)
Hakan CALAYIR (Hakan CALAYIR)
(2010-09-03 09:17:05)
Recepkilic (Recep KILIÇ)
(2010-09-02 22:33:25)

IP NUMARANIZ

IP : 38.107.191.88

Ziyaretçi Detayları

United States United States
Unknown Unknown
Unknown Bot Unknown Bot
IP: 38.107.191.88
fruit
fruit
fruit
fruit
fruit
fruit
fruit
fruit
fruit
fruit
fruit
fruit